+90 850 308 31 93
altunizade@isavak.org
Altunizade Mah, Kısıklı Cad. NO:51 Üsküdar / İstanbul
Bu soruyu bana danışanlarım çok sık soruyor. Ama çoğu zaman bu soru yüksek sesle değil, daha çekinerek geliyor. Bazen “bende bir problem mi var?”, bazen “eşime karşı artık bir şey hissetmiyorum galiba…” şeklinde dolaylı ifadelerle… O yüzden en baştan, net ve rahatlatıcı bir yerden söylemek isterim: Evet, istememek zaman zaman normaldir. Ama nedenini anlamadan “normal” deyip geçmek de, “problem var” deyip kendini suçlamak da pek yardımcı olmaz. İşte bu yüzden biraz birlikte bakalım. Cinsel istek çoğu kişinin düşündüğü gibi sabit, sürekli ve kendiliğinden ortaya çıkan bir şey değildir. Popüler kültürde genelde şöyle bir algı var: İnsan eşini seviyorsa, arzu da zaten hep vardır. Oysa bilimsel çalışmalar bunun çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Cinsellik araştırmalarıyla bilinen Rosemary Basson, özellikle kadın cinsel işlevi üzerine geliştirdiği modelde önemli bir noktaya dikkat çeker: Cinsel istek her zaman “önceden gelen” bir şey değildir. Çoğu zaman yakınlık, temas ve duygusal bağ sonrası ortaya çıkar. Bu modele “tepkisel istek” denir. Yani kişi başta “istekli” hissetmeyebilir ama uygun bir duygusal ve fiziksel ortam oluştuğunda, istek sonradan gelişebilir. Bu, özelliklenuzun süreli ilişkilerde oldukça yaygın bir durumdur. Ancak çoğu kişi bunu bilmediği için, “başta istemiyorsam demek ki bir sorun var” veya “istemiyorum o yüzden cinselliği başlatmamam normal” diye düşünebilir. Burada küçük ama önemli bir ayrım var: İstek hiç oluşmuyor mu, yoksa başlangıçta düşük ama süreç içinde artabilir mi? Bu sorunun cevabı, durumu anlamak için çok kıymetli. Bir diğer önemli nokta da şu: Cinsel istek, sadece biyolojik bir süreç değildir. Aynı zamanda psikolojik ve ilişkisel bir süreçtir. Yani sadece hormonlarla açıklanmaz. Örneğin, ilişkide kırgınlık birikmişse, kişi bilinçli olarak “istemiyorum” demese bile bedeni geri çekilebilir. Bu çoğu zaman çok ince bir şekilde olur. Danışanlar bunu “içimden gelmiyor ama nedenini bilmiyorum” diye tarif eder. Aslında beden burada bir şey söylüyordur:“Güvende hissetmiyorum”, “yakın değiliz”, “içimde çözülmemiş bir şey var.” İlişki araştırmalarıyla tanınan John Gottman da uzun vadeli ilişkilerde duygusal yakınlığın cinsel yaşamla güçlü bir şekilde bağlantılı olduğunu vurgular. Özellikle küçümseme, eleştiri ve duygusal kopukluk arttıkça, cinsel isteğin de azalma eğiliminde olduğu görülür. Yani çoğu zaman mesele “istek problemi”. “cinsel istek bozukluğu” değil, bağ problemi olabilir. Bir başka sık karşılaşılan durum da stres ve zihinsel yük. Gün içinde sürekli sorumluluk taşıyan, zihni dolu olan birinin bedensel olarak rahatlaması ve cinsel isteğe alan açması zorlaşır. Özellikle “mental load” dediğimiz görünmeyen yük arttıkça, kişi sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da tükenebilir.
Buna ek olarak bazı bireysel faktörler de etkili olabilir:
• Depresyon ve kaygı
• Bazı ilaçlar
• Hormonal değişimler
• Beden algısı ve özgüven
Ama önemli olan şu: Bu faktörlerden biri varsa bile, bu durum “kalıcı” olmak zorunda değildir. Burada dikkat edilmesi gereken en hassas noktalardan biri de şu yanlış inanış: “İstek yoksa ilişki bitmiştir.” Bu, bilimsel olarak doğru değil. İstek dalgalanabilir. Özellikle uzun süreli ilişkilerde bu oldukça doğaldır. Asıl belirleyici olan, bu durumun çift tarafından nasıl ele alındığıdır. Bu durum kadının problemi olarak mı düşünülüyor yoksa çiftin uyum problemi olarak mı? Birlikte konuşulabiliyor mu? Yargılanmadan ifade edilebiliyor mu? Çözüm arama isteği var mı? Çünkü cinsellik sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda bir iletişim biçimidir.Belki de burada kendinize şu soruyu sormak iyi bir başlangıç olabilir: “Ben gerçekten istemiyor muyum, yoksa şu anki koşullarda istemem zor mu?” Bu soru küçük gibi görünür ama çok şey değiştirir. Çünkü ilk durumda “benimle ilgili bir sorun var” algısı oluşur. İkinci durumda ise tablo daha geniştir ve değiştirilebilir alanlar ortaya çıkar.
Son olarak şunu söylemek isterim: Cinsel isteğin azalması, utanılması gereken bir durum değil; anlaşılması gereken bir durumdur. Ve çoğu zaman çözüm, “isteği zorlamakta” değil, isteğin ortaya çıkabileceği koşulları yeniden inşa etmektedir. Eğer bu konu sizin için zorlayıcıysa, yalnız değilsiniz. Ve bu durum, düşündüğünden çok daha yaygın. Önemli olan, bunu sessizce taşımak yerine, doğru bir yerden anlamaya çalışmaktır.
Klinik Psikolog Begüm Turanoğlu