+90 850 308 31 93
altunizade@isavak.org
Altunizade Mah, Kısıklı Cad. NO:51 Üsküdar / İstanbul
İnsanın hayatta duygularının ve aklının arasında kaldığı anlar olur. Kalbinin ‘yap’ dediği yerde mantığın karşı çıkıp ‘yapma!’ dediği sıkıştı durumlar vardır. Sanki birisi tatlı dille kötülüğü, diğeri de ters bir tonla iyiliği ister; en azından iddiaları bu yöndedir. İyi polis kötü polis vardır sanki. Sanki? Sahi, bu kadar net midir bu taraflar? İşin özünde bunlar nasıl işler? Hiç düşündük mü? Hükümler bu kadar keskin midir hayat içerisinde?
Hükme varmadan önce bazı kavramları ve mekanizmaları iyi değerlendirmemizden yanayım. Mantık dediğimiz nedir? Bir mesele hepten salt artı ve eksi ele alınamadığında, hayatımızda görüyoruz. Bir insan olarak; ruh, beden, zihin ve kalbimiz ile ilişkilerimizde ve hayatımızda varız. Elimizde olmadan çok boyutlu ve sandığımızdan daha büyük bir anlam derinliğimiz var. İsimlendirmek ve kategorilendirmek oldukça kompleks. Bir ayrılıkta, bitişte, karar değişikliğinde insan ona sadece zihni ile bağlı değildir; başka etmenlerle de bağlanmıştır. Size mantıklı gelmeyen ve belki hatta yanlış gelen bir şeye duygu hissetmeniz olağandır. Mesele o duygunun varlığı değil, bizim hayatımıza o duyguyu yaşarken ne koyduğumuzdur.
Gözlemime göre toplum içerisinde bazen, maalesef, ‘mantığıma uymak’ kişinin kendi yaptığı bir muhakemeden de ziyade ezbere gördüğü, kendisini dinlemekten uzak olduğu bir fikre dayalı olabiliyor. Bireyin var oluşunun, kendi anlam dünyasından ziyade başka insanların asılsız fikrine bırakıldığını görebiliriz. Akli bir muhakeme; kişinin kendi duyguları, dürtüleri ve değerlerinin farkında olup kendi hayatında değerlerine yönelik ilkeler ile hareket etmesi iledir. Ona bir yön veren varsa, o aslında ilkeleridir. İlkeleri bazen duygularına, bazen –kendi muhakemesi içerisindeki– mantığına uygundur. Yoksa, bu ilkelerini mantığına uyumlu mu diye ele alırken güvendiği, kendisinden yaşça tecrübeli, ahlak ve değerlendirme konusunda güvenilir birisine danışmasında bir beis yoktur.
Duygular, insanın âleminde iyi ve kötüden de öte, sebepsiz var olmaz. Anlatmak istediği mevzular vardır. Birer mektupturlar. Duygulara temas edip alıp okumak, anlamak ile mektubu olduğu gibi uygulayıp duygulara kapılmanın arasında fark vardır. Özellikle bir hüküm ve kararın ardından o özne ya da nesneye, insanın tüm duyguları bir paket içerisinde cereyan eder; kısa süreli bir yas dahi yaşayabilir.
Mantık da duygular da insandandır. İkisi de insan olmanın getirisi ile hatalı sonuçlar doğurabilir. Burada olaylara bakarken mesele özelinde değerlendirmekten önce, insan hayatına yön veren anlamları aramalı. Olaylar ve durumların elbet sonu vardır; insanın hayatı ise nispeten daha uzun ve daha derin bir konudur. Belki de bu yüzden insan öncesinde, ‘mantığım ve duygularımdan önce, ‘benim için hayatta anlam veren şeyler nelerdir?’ diye bakmalıdır. Anlam büyük bir konudur; ancak kendisini gündelik hayatın en küçük yapıtaşında bile gösterebilir. Mantık da duygular da hayatın anlamının içerisinde daha küçük kalabilir. Kişi kendisi için değerli olan anlamları keşfedebilirse, o daha kısa süren mantık ve duygular, içinde taşıdıkları anlam ile ölümsüzleşebilir.
İnsanı bir denizdeki yelken olarak düşünelim. Teknenin sivri burnu hep ilerlemek ister; yelkenin kürekleri dalgaların ritmine kapılıp sağa sola gitmek ister. Ahengi yakalamazlarsa küçük bir fırtınada bile göçüp gidebilirler. Kişi öncesinde hayatı için anlamlı bir rota bulursa