Logo

Size iyi geleceğiz...


Icon

Telefon

+90 850 308 31 93

Icon

E-Posta

altunizade@isavak.org

Icon

Adres

Altunizade Mah, Kısıklı Cad. NO:51 Üsküdar / İstanbul

Bülten


Erişkin Hayatımızın Büyük Bölümü Çocukluğumuzun Yankısıdır: Peki Sizin İç Sesiniz Kime Ait?

18 Aralık 2025 Perşembe
Blog Details

Bir hata yaptığınızda zihninizden geçen ilk cümle ne oluyor?

 

“Nasıl böyle aptalca bir şey yaparsın?”

“Her zamanki gibi yine berbat ettin.”

“Sen zaten yeterince iyi değilsin.”

 

Bu cümlelerin çoğunun bugünkü sizinle ilgisi yoktur aslında. Psikolojide iç ses dediğimiz şey,

büyük oranda çocukluk döneminde maruz kaldığımız yetişkin seslerinin içselleşmiş hâlidir.

Yetişkinlikte kendimize nasıl konuştuğumuz; ebeveynlerimizin, bakım verenlerimizin,

öğretmenlerin ya da hayatımızdaki otorite figürlerinin bize nasıl konuştuğunun bir yankısıdır.

Çocukluğunuzda duyduğunuz bir cümle, yıllar sonra kendi içinizde “otomatik düşünce” olarak

karşınıza çıkar.

 

Bağlanma kuramına göre her çocuk, bakım verenle kurduğu ilişki üzerinden kendine ve

dünyaya dair iki temel model oluşturur: “Ben sevilmeye değer miyim?” ve “İnsanlar güvenilir

mi?” Buna içsel çalışma modelleri denir. Eğer çocukluk döneminde duygu ve ihtiyaçlar

karşılandıysa, yetişkinlikte daha yumuşak bir iç ses gelişir. “Zorlandın ama bu seni değersiz

yapmaz” ya da “Herkes hata yapabilir” gibi yapıcı bir yaklaşım ortaya çıkar. Ancak çocukluk

yılları; eleştiri, reddedilme, aşağılanma, duyguları küçümsenme veya duygusal mesafe ile

geçmişse, bu kez “Zaten hep sen sorun çıkarırsın”, “Nasıl beceriksiz olursun?”, “Kimse senin

derdinle uğraşmaz” gibi acımasız bir iç ses gelişebilir. Bağlanma alanındaki araştırmalar,

yetişkinlerin kendilerine karşı tutumlarının büyük ölçüde ilk ilişkilerinde gördükleri işleyişle

örtüştüğünü gösterir.

 

Olumsuz çocukluk deneyimlerini inceleyen büyük ACE (Adverse Childhood Experiences)

çalışmaları da benzer sonuçlara işaret eder. ACE verileri, çocuklukta yaşanan

stresörlerin—istismar, ihmal, ebeveyn ruhsal hastalığı, aile içi çatışma gibi

olayların—yetişkinlikteki ruh sağlığına doğrudan etki ettiğini göstermektedir. Ancak ACE

araştırmalarının daha az bilinen bulgularından biri şudur: Bu deneyimlerin, kişinin kendi iç

sesi üzerinde uzun vadeli bir iz bırakması. Çocuklukta utandırılma, sürekli eleştirilme ya da

yok sayılma yaşayan kişilerin yetişkinlikte daha sert ve cezalandırıcı bir iç konuşma

geliştirdiği görülmüştür.

 

Şema Terapi ise bu tabloyu başka bir açıdan açıklıyor. Jeffrey Young’ın geliştirdiği bu kurama

göre erken çocukluk deneyimlerinde temel duygusal ihtiyaçlar karşılanmadığında “erken

dönem uyumsuz şemalar” oluşuyor. Bu şemalar, yetişkinlikte kişinin kendine ilişkin temel

inançlarına dönüşüyor. “Ben değersizim”, “Hata yaparsam sevilmem”, “İnsanlar güvenilmez”,

“Bir şeyleri ancak mükemmel yaparsam kabul görürüm” gibi derin inançlar, kişinin hem

kendisiyle hem eşiyle kurduğu bağı şekillendiriyor. Bu noktada iç ses, çoğu zaman

“içselleştirilmiş ebeveyn modu” şeklinde çalışmaya başlıyor. Yani çocukken eleştiren

ebeveyn bugün zihnin içinde “içsel eleştirmen” olarak konuşmaya devam ediyor.

 

Bu içsel eleştirmen (inner critic) sadece moral bozmaz; yapılan araştırmalar aşırı

öz-eleştirinin depresyon, kaygı, yeme bozuklukları ve intihar düşüncesiyle ilişkili olduğunu

göstermektedir. Çocuklukta yoğun eleştiriye maruz kalan veya duygusal olarak kontrol edilen

kişilerin yetişkinlikte daha yüksek düzeyde öz-eleştiri sergilediği bilinmektedir.

 

Peki bu iç ses bugün ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?

 

Örneğin eşiniz mesajı geç yazdığında “Önemsizim” diye düşünen taraf siz olabilirsiniz. Belki

eşinizin umursamazlığından değil, bir zamanlar duyduğunuz “kimse seni ciddiye almaz”

mesajının tetiklenmesindendir bu. Bir tartışma sonrası tüm suçu kendine yükleyen biri, bunu

genelde sorumluluk bilinciyle değil, “Hata yaparsam sevilmem” şemasının baskısıyla yapar.

İç ses, ilişkideki duygusal iklimi belirler. Yumuşak bir iç ses, bağlantıyı güçlendirir. Sert bir iç

ses ise ilişkiye hem mesafe hem kırılganlık getirir.

 

Bu noktada güzel haber şu: Çocukluğumuzu değiştirmemiz mümkün değil ama iç sesimizi

değiştirmemiz mümkün. Beynin nöroplastisite özelliği sayesinde, yeni ilişkiler ve yeni

deneyimler aracılığıyla içsel konuşma biçimleri değişebilir. Terapi bu süreçte güçlü bir araçtır;

kişiye daha şefkatli bir iç ebeveyn modeli kazandırır. “Ben beceriksizim” yerine “Şu an

zorlanıyorum ama bu beni değersiz yapmaz” diyebilmeyi öğretir. Bu pollyannacı bir yaklaşım

değildir—gerçekçi, sakinleştirici ve düzenleyici bir iç konuşmadır.

 

İç sesinizi dönüştürmeye başlamak için küçük ama etkili adımlar atabilirsiniz. Öncelikle sesle

aranıza mesafe koymak çok yardımcı olur. “Ben yetersizim” demek yerine “Şu an içimde

yetersiz hissettiren bir ses var” demek, sizi o sesin esiri olmaktan çıkarır. Ardından kendinize

şu soruyu sorabilirsiniz: “Bugün yetişkin biri olarak, içimdeki çocuğa nasıl bir ebeveyn

olmak istiyorum?” Birçok kişi fark eder ki eşine, çocuğuna, hatta arkadaşlarına bile kendine

konuştuğundan daha nazik konuşur. Bu farkındalık bile dönüşümün başlangıcıdır.

 

Eğer iç sesiniz çok sertse, sürekli suçluluk, utanç veya değersizlik hissediyorsanız, ilişkilerde

tekrar eden döngüler yaşıyorsanız veya geçmiş deneyimlerin bugünkü hayatınızı

gölgelediğini hissediyorsanız bir ruh sağlığı uzmanından destek almak oldukça faydalıdır.

Terapi sadece bir “sorun çözme” alanı değildir; aynı zamanda yeni bir iç sesin doğduğu

güvenli bir ilişkisel ortamdır.

 

Son olarak kendinize küçük ama güçlü bir soru sorabilirsiniz:

“Hayatım boyunca bana eşlik edecek bir iç ses seçme şansım olsaydı, bu ses nasıl

konuşsun isterdim?”

 

Belki geçmişte bu seçeneğiniz yoktu. Ama bugün, yetişkin bir birey olarak kendi iç sesinizin

tonunu yeniden belirleyebilirsiniz. Ve belki de hayatınızın en büyük dönüşümü, içinizdeki

sesin yumuşamasıyla başlayacaktır.

 

Klinik Psikolog Ftma Begüm TURANOĞLU